Bu satırları okuyanlara, bu sesi duyanlara bir merhaba borcum vardı. Yeni bir köşede, yeni bir mecrada ama aslında çok eski bir yerden seslenmek için buradayım.
Ben sinemayı sadece izleyenlerden değilim; onu hatırlayanlardanım. Kayıt altına alanlardan, saklayanlardan ve bazen de kaybolmasına üzülüp sessizce yasını tutanlardan… Bu köşenin adı Perde Arası. Çünkü burada film bittiğinde ışıklar tamamen sönmeyecek; aksine, biz konuşalım diye birazcık açılacak.
Neden Sinema Hekimi?
Kendimi bir "Sinema Hekimi" olarak tanımlıyorum. Görevim filmleri teşhis etmek, dönemlerin ruhunu anlamak, sinemanın hastalıklarını ve iyileşme süreçlerini anlatmak. Burada sadece Türk sinemasını ya da dünya sinemasını konuşmayacağız; biz her şeyden önce sinemanın hafızasını konuşacağız.
Bazı filmler vardır; karanlık bir salonda başlar ama ışıklar yandıktan sonra da insanın içinde devam eder. Onlar sadece izlenmez, yaşanır.
Beyazıt’ın Gölgesinden Yeşilçam’ın Kalbine
Ben sinemayı bir perde olarak değil, bir mekân olarak tanıdım. Beyazıt’ta, çınar altının gölgesinde başlayan o yolculukta, koltukları gıcırdayan, perdesi sararmış ama hayali tertemiz salonlarda büyüdüm.
O zamanlar Yeşilçam, yalnızca bir semt adı değildi; bir okuldu, koca bir hafızaydı. Filmin kaçıncı haftasında olduğunu ezbere bilenlerin, oyuncunun adını unutup yüzünü kalbine kazıyanların dünyasıydı. O günlerde sinema salonları bugünkü gibi sağır bir sessizliğe gömülmezdi; filmle konuşulur, ağlanır, gülünür ve bazen de beyaz perdeye kızılırdı. Final geldiğinde kimse hemen ayağa kalkmazdı; çünkü bazı sahneler insanın yerinden kalkmasını geciktirecek kadar ağır ve derindi.
Dijitalin Hızı, Hafızanın Sabrı
Bugün her şeye bir tuşla ulaşıyoruz; devasa dijital arşivlerimiz var. Ancak o soğuk tuşlar, eski bir sinema biletinin kenarındaki yırtığı hatırlatmıyor. Kasetin bandını kalemle sarmanın sabrını, bir afişin köşesindeki zımba izinin anlattığı hikâyeyi öğretmiyor bize.
8 mm’lerden kasetlere, afişlerden kartpostallara kadar bir filmin kendisinden çok, bıraktığı izi taşıdık biz. Ben sinemayı böyle öğrendim: İzleyerek değil, yaşayarak.
Şimdi bu köşede, her hafta o tozlu rafları indirecek, hatıraları havalandıracak ve perde aralarında buluşacağız. Çünkü hâlâ inanıyorum:
Bazı filmler izlenmez… Yaşanır. Ve insanın içinden hiç çıkmaz.
Sinema Hekimi Perde Arası

