Yazı Metni: Bir anne, yıllarca büyüttüğü, emek verdiği, gözünden sakındığı evladının eliyle hayata veda ediyor. Bu tablo, yalnızca bireysel bir dram değil; toplumun derin yaralarını gösteren bir ayna. Kadınlar, kendi canlarından doğurdukları çocukların ellerinde can veriyor.
Uzmanlar, bu tür vakaların yalnızca aile içi şiddet değil, aynı zamanda toplumsal çöküşün işareti olduğunu söylüyor. Çocukların şiddeti bir çözüm olarak görmesi, aile içi iletişimsizlik, ekonomik baskılar ve psikolojik sorunlar bu trajedilerin zeminini hazırlıyor.
Kadın hakları savunucuları ise bu olayların, “anneliğin kutsallığı” söylemiyle örtbas edilmemesi gerektiğini vurguluyor. Çünkü gerçek şu: Kadınlar, kendi celladını doğurmak zorunda değil. Onların doğurdukları çocuklar, yaşamı ve sevgiyi büyütmeli; ölümü değil.
Alıntı: “Bir annenin evladı tarafından öldürülmesi, toplumun kendi özünü yok etmesidir. Bu yalnızca bir cinayet değil, bir medeniyetin çöküşüdür.” – İnsan hakları aktivisti
“Kadınlar kendi celladını doğurdu” ifadesi, artık bir metafor değil; acı bir gerçek. Bu gerçek, toplumun vicdanına kazınmalı. Çünkü hiçbir anne, kendi doğurduğu ellerle öldürülmeyi hak etmiyor.

