Ama bu bayram, içimde ne çocukluk heyecanı var ne de o eski huzur.
İçimde bir boşluk, tarif edemediğim bir sızıyla karşılıyorum bayramı.
En büyük dileğim; hiçbir şeyi düşünmeden, sadece bir günlüğüne bile olsa huzuru hissetmekti. Bir bayram sabahına kaygısız uyanmak… Ama hayat, insanın en sade hayallerini bile ağırlaştırıyor artık.
Bugün bayram için bir şeyler almak istedim. Eskiden hiç düşünmeden aldığım ihtiyaçlar, şimdi elimde büyüdü, gözümde ağırlaştı. Bir poşeti doldurmak bile içime dert oldu. Sessizce geri döndüm…
Eve değil, aslında içimdeki eksikliğe döndüm.
Kendime sormadan edemedim:
“Ne zaman bu kadar zorlaştı yaşamak? Ne zaman bayramlar bile içimizi acıtır oldu?”
Yine de şükretmeye tutundum. Çünkü daha ağır acılar yaşayanların olduğunu biliyorum. Savaşın ortasında değilim, sevdiklerim yanımda… Ama insan bazen sadece yaşamakla yetinemiyor; biraz da mutlu olmak istiyor.
Bu kısa ömürde mutluluk çok mu büyük bir istek?
Bayramı gerçekten bayram gibi yaşamak neden bu kadar uzak artık?
Belki de en çok bu yüzden hüzünlüyüm…
Çünkü bayram geldi, ama içimde bayram yok.
Yine de umudu tamamen bırakmak istemiyorum. Belki bir gün, yeniden çocuklar gibi seviniriz. Belki bir gün, bayram sabahları gerçekten bayram olur.
Gelin…
Bu bayram, kimsenin sessiz kalmış hüznünü görmezden gelmeyelim. Bir kapıyı çalalım, bir gönle dokunalım, bir yalnızlığı paylaşalım.
Çünkü bazen bir insanın bayramı, başka bir insanın küçük bir iyiliğinde saklıdır.
Ve belki de gerçek bayram…
Tam da birbirimizin yarasına merhem olduğumuz o anda başlar.



