14765,59%0,37
43,03% 0,00
50,25% 0,02
6196,68% 0,04
10070,24% 0,00
Makedonya’daki Eski Türk Çarşıları’nda yürürken insan ister istemez geçmişe dokunduğunu sanıyor. Arnavut kaldırımlarında atılan her adım, bize ait bir hatırayı çağırıyor. Ama durup dikkatle bakınca şu soru kaçınılmaz oluyor: Bu çarşıları gerçekten yaşatıyor muyuz, yoksa sadece anmakla mı yetiniyoruz?
Evliya Çelebi’nin övgüyle anlattığı çiçekli dükkânların, temiz ve düzenli sokakların yerini bugün düzensizlik, ruhsuz onarımlar ve kimliksiz yapılar almış durumda. Çarşı hâlâ ayakta; fakat dokusu yorgun, sesi kısık. Bir zamanların demirci çekiçleri, bakırcı uğultuları artık çok az sokakta duyuluyor.
El emeğiyle var olan zanaatlar siliniyor; danteller, kilimler, dokumalar değerinden çok yük muamelesi görüyor. Zanaatkârların yerini tabelalar, karmaşa ve geçicilik alıyor. Oysa bu çarşılar yalnızca taş ve tahta değildir; bir hayat anlayışının, bir kültürün mekâna sinmiş hâlidir.
Üsküp ve Ohri Türk Çarşıları koruma altında olsa da, gerçek koruma yalnızca yasalarla değil, bilinçle mümkündür. Sorun restorasyon değil, ruhu koruyabilmektir.
Türk çarşıları bize şunu hatırlatıyor: Geçmiş, sadece hatırlanmak için değil, sahip çıkılmak için vardır. Bu çarşılar bir nostalji unsuru değil; geleceğe karşı omuzlarımızda duran bir sorumluluktur. Çünkü çarşı hâlâ nefes alıyor ve biz, ona ne kadar kulak verdiğimizle sınanıyoruz.